2 Temmuz 2019 Veronese-Trento Hakan ve Mazhar uzun parkuru seçip boylarının ölçüsünü aldılar, büyük ekip ise pek de yorulmamış, klavye parmak yorgunluğunu nasıl anlatabilir, her çıkışın bir inişi var

İşte kanıtı, nasıl da dik bir yokuşa tırmandığımızın. Bu resmi giderken çekecek halimiz yoktu, bir başkasından aldık.

Ekipler sabah yola çıkmadan önce

Anıl track 1 ekibinin önüne geçerek onları çekmekte

Track 1 ekibinden resimler

Track 1 daha düz yollardan gitmekte.

Son dik yokuşa çıkmadan önce soluklanma duruşu

Ekipler sabah yola çıkmadan önce

Tırmanmaya başladık. Garda gölü ve köyler görünüyor

Biraz daha tırmandık

Daha da tırmandık. Hakan eliyle işaret ediyor ki göl nerelerde kaldı; anlaşılsın.

Aynayı bu amaçla mı koymuşlar acep?

Yokuşu tamamlamanın sevinci ile “çak” yaptık. Sonradan anladık ki daha çoook yokuşlar varmış.

Bugün iki ayrı ekip sürüşü yaptık

Dün akşam aramızda yaptığımız konuşmalar sonucu Hakan ve ben uzun parkuru seçmeye karar vermiştik. Parkurun özelliği 10.-35. km.ler arasında 1750 mt. tırmanış olması. Toplam uzunluksa 107 km. 

Geri kalan ekip ise track 1 diye adlandırılan, görece kısa parkuru seçti. Onlar da 88 km. yapacaklardı. Onların yollarının büyük oranda Adige nehri boyunca gittiğini sonradan öğrendik. Nehir boyu olan bisiklet yolu hakkındaki izlenimlerimi yarınki notlarda bulabilirsiniz.

Tırmanış

Dolayısıyla kamp alanından Hakan ve ben çıkıp kendi yolumuza koyulduk. İlk 10 km. çok hafif bir tırmanış vardı. Sonrasında tırmanış başladı. Hakan yakınlarda tam maraton koşmuş, son derece sportmen bir arkadaşım. Bense tırmanış deneyimleri olmuş bir bisiklet sürücüsü idim. Nasıl bir tırmanışla karşı karşıya olduğumuzu ise hiç bilmiyorduk.

Güzergahımız içinde yol aldıkça yeşilliklere, kuş seslerine, dik rampalara rağmen gökyüzüne doğru dimdik uzanan ağaçların arasına doğru ilerledik. 

Tırmanışın ilk kilometrelerinde %5-8 arası rakamlarda tırmanırken bu eğimin makul olduğunu düşündüm. Çoğu yoldaki eğim öyledir; bunu da zorlanmaksızın çıkarız diye düşündüm. Sonra çıktığımız dağ bizi biraz zorlamaya karar verdi. %8’ler giderek %9, %9.5, %10 oldukça onları da tırmanmaya baktık. %11, %12, %13 olmaya başladığı anlar 10 rakamını ne çok sevdiğim düşünmeye başladım. Öyledir ya, futbol takımlarının en önemli oyuncuları 10 numarayı alırlar. Sınavda çok başarılır olursak notumuz 10 olur. Bir şey tam istediğimiz gibi ise “10 numara” deriz. Ben de eğim göstergesinde %10 rakamını gördükçe daha umutlanır, daha sevinir olmaya başladım.

Bir tırmanış ne ile anlatılır? Rakamlarla? Eğim yüzdesini ifade eden sayılar? Eğimin uzunluğu? Eğimi tırmanırkenki kalp hızımız? Nefes sıklığımız?

Bunların hiçbiri hissettiklerimizi anlatamaz. Rakamlarla eğim derecesine işaret edebiliyorsak da, tırmanış sırasında yaptığınız tek şey o yokuşu çıkmaya bakmak. Yalnız ne Hakan, ne de ben bunca uzun bir tırmanış yapmış değildik. Tırmandıkça tırmandık. Küçük molalar verdik. Mola verdiğimiz yerleri görece daha az eğimli yerlerde bulmaya baktık ki, pedalımızı yeniden takabilelim. Pedala geçmeli ayakkabı kullananlar içn bir ayağı taktıktan sonra diğerini de takabilmek için bisikletin biraz itme gücüyle ilerliyor, dengede kalıyor olması gerekir. Oysa yokuş yukarı bunu yapmak neredeyse olanaksızdır. 

Yokuş giderek dikleşti. Artık %10’ları özlemle arar olduk. Yavaş da olsa tırmanmaya baktık. Ta ki bir noktaya kadar. O noktada Hakan da, ben de durup dinlenme kararı verdik. Ünümüzde uzanan yokuş daha da dikleşmişti. Dağcıların ne hissettiklerini, kısmen de olsa anlayabildik diyebilirim. Elinle uzansan tutacağın hissi veren bir tepe, gel gör ki çok zor. 

Neyse, yeterince güç topladıktan sonra ağır ağır o yokuşu da tırmanmaya başladık. Bu arada belirtmeliyim, yaklaşık 20 km.dir tırmanmaktaydık. Yokuşu tırmanırken yol kenarında bir tabelada %19 yazılı idi! Onu gördükten sonra demoralize mi olduk, bilmem. 200 mt. kadar yolu yürüyerek tırmandık. Sonra eğim yumuşadı. Biz de bisikletlerimize yeniden bindik. 

Neyse ki, zirveye gelmiştik. Sonrasında düz sayılabilecek bir yolda ilerledik ve sonra da inişe geçtik. Hakan’la durup bu tırmanışı başarmış olmamızı kutladık. Artık inişe geçmiştik. 

Mola yeri

İnişe geçtikten az sonra yol kenarında bir restoran bulduk. Girdik ve öğle yemeğimiz olarak İtalyan makarnalarından yedik. Birer de bira içtik ve yeniden kutladık tırmanışımızı. Canımız çıkmıştı ama tırmanışı yapmıştık. 

Mola verdiğimiz yerin ismini bilmiyorum. Yalnız öylesine bir manzara vardı ki.. Sarp ve yeşil yamaçlardan yüzlerce metre aşağıdaki Garda gölü ne de güzel görünüyordu. Çokça resim çektik oradan.

İkinci tırmanış

Karnımızı doyurmuş bir halde yeniden yola koyulduk. Derken yeniden yokuşlar çıktı karşımıza! Bizse yokuşları bitirmiş olduğumuz hissindeydik. Nerden çıkmıştı bu yokuşlar? Öyle böyle de değil. %12-%13’leri bulan diklikte yokuşlar. Neyse, başa gelen çekilir dedik ve tırmanışlarımızı sürdürdük. Tırmanışın başındakine göre güçten yoksun bir halde tırmanıyorduk artık. Yine de yaptık.

Her çıkışın bir inişi var

Ve sonunda inişlerimize kavuştuk. Saldık bisikletlerimizi bayır aşağı. Bu dağın yollarında sık sık keskin dönüşler var, İngilicesi ile hairpin adı verilen. Yani saç firketesi. Kaç tane vardı; sayamadım. Ama çoktu.

Sonrasında düzlüğe geldik. Yorgunduk. İniş de çok kolay sayılmazdı. Hızlanarak insek de pürdikkat iniyorduk. Bir de bu güzergah motorsikletçilerin hobi turları için kullandıkları bir güzergahtı besbelli. Çok sayıda motorsiklet ekibi ile karşılaştık. Onların da çok tekin kullandıkları izlenimi edinmedik. Nitekim, bugün GBI’dan bir bisikletçi ile çarpışan bir motorsikletçi olmuş. Bisiklet ortadan ikiye ayrılmış. Bisikletçide de çok sayıda kırık varmış. 

Detlef

Düzlükte bir bisiklet yolundan ilerlemeye başladık. Nehir kenarında yer alan bir bisiklet yolu. Bu arada yokuşu çıkarken yanında geçmiş olduğumuz, sonra yemek yediğimiz yerden kalkarken yeniden rastlaştığımız bir bisikletçi ile düzlükte bir kez daha karşılaştık. O bizim peşimizden gelmeye başladı ve hiç de bizden kopmadı. Yalnız bu adamın fiziği tüm fizik kurallarını alt üst eden  tarzda. Enine boyuna denecek gibi; en az 140 kg ağırlığında birisi. O yokuşları nasıl tırmandı, sonra nasıl bizi yakaladı ve bizimle aynı hızda sürdü; anlaşılır gibi değil. Tanıştığımızda adını da öğrendik: Detlef.

Dileriz…

Detlef, Hakan ve ben son kilometreleri karşımızdan esen rüzgara rağmen yaptık ve kamp alanına vardığımızda gururluyduk. Hayatımızın en büyük tırmanışını gerçekleştirmiştik. Dileriz bu tırmanışımız Mardin Savurlu çocukların hayat tırmanışlarında küçük de olsa bir katkıya dönüşür.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir